Dünyayı anlamak, onunla aranıza belirli bir mesafe koymayı gerektirir. Moleküller ve atomlar gibi çıplak gözle görülemeyenleri büyütür; bulut formasyonu, deltalar, takımyıldızları gibi çok büyük olanları küçültürüz. Onları kendi algımızın görüş alanına getirdiğimizde sabitleriz. Bu sabitlediğimiz şeylere bilgi adını veririz. Tüm çocukluğumuz ve ilk gençlik yıllarımız, nesnelerle fenomenlerle aramıza doğru mesafeyi koymaya çalışmakla geçer. Okuruz, öğreniriz, tecrübe ederiz, düzeltiriz. Sonra bir gün öyle bir noktaya geliriz ki, tüm gerekli mesafeler konulmuş, tüm gerekli sistemler kurulmuştur. İşte o noktada zaman daha hızlı akmaya başlar. Önüne hiçbir engel çıkmaz, her şey ayarlanmıştır, zaman hayatımızı kateder, günler göz açıp kapayıncaya kadar geçer, ne olduğunu anlamadan bir de bakarız ki kırk, elli, altmış yaşınıza basmışız… Anlam, birikim; birikim, zaman; zaman ise direnç gerektirir. Bilgi mesafedir, bilgi durgunluktur ve anlamın düşmanıdır.

Karl Ove Knausgaard, Kavgam

Hazırlıklı olunca ya da yalnızca arka planda çalınca müziğe karşı kendini korumak kolaydı; çünkü yalındı, işlenmiş değildi ve duygusaldı; ama şimdi olduğu gibi hazırlıksız yakalandığımda ya da gerçekten dinlediğimde beni derinden etkiliyordu. Duygularım kabardı, ne olup bittiğini anlamadan gözlerim doldu. Ancak o zaman ne kadar az hisseder olduğumu, uyuştuğumu anladım. 

Karl Ove Knausgaard, Aşık Bir Adam

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑