Çizelge

1970 – Ankara’da bir evin ikinci kızı olarak dünyaya geliyorum. Kıbrıs Sokak’ta oturuyoruz ve 10 yıllık mahalle hayatım başlıyor. Sokağımızı, komşuları seviyorum. Bahçede oynayarak büyüyorum.

1973 – Hatırlayabildiğim ilk anı: Ablam amcamlarla İskenderun’a gezmeye gidecek. Akşam, bizim evdeyiz. Ben henüz 3 yaş civarındayım. Özlem gidiyor ama beni götürmeyecekler. Evin girişinde holde çığlık çığlığa zırlıyorum. Durduğum yeri, babamın bana bir şeyler anlatmasını, gözyaşlarımda kırılıp büyüyen ışık huzmelerini hatırlıyorum. Bensiz gitmesini istemiyorum. Hıçkırıklar, hıçkırıklar…

1976 – Yeni bir kardeş geliyor. Çok heyecanlıyım, artık ben de abla olacağım. Ablam gibi havalı, deneyimli, bilirkişi olacağım. Erkek kardeşime bayılıyorum. Beşiğin başından ayrılasım yok. Anneme “Ya çok tatlı anne, yiycem ben bunu, kıtır kıtır doğrayıp yiycem” derken fazla abartılı ve yapmacık olduğunu annemin bakışından anlıyor, sevgi sözcüklerimi törpülüyorum. Çok hastaymış anlamıyorum. Bir terslik olup nefes almakta zorlandığını farkettiğimde beşiğin başında yalnızım. Anneme bağırıyorum “Anne koş ağzını bir acayip açıyor kocaman!”. Apar topar Özlem ve beni anneannemlere yolluyorlar. Sanırım 2 gün orada kalıyoruz. Eve döndüğümüzde kardeşim yok. Annem ağlayarak sarılıp konuşuyor bizimle. “İyi ki sizler varsınız güzel kızlarım.” diyor. Çok üzülüyorum. Birkaç ay sonra okumayı yazmayı söktüğümde kibrit kutusu boyutunda, en sevdiğim, renkli sayfaları olan memo defterimin mavi bir sayfasını seçip, gizlice kardeşim için bir şiir yazıyor, saklıyorum. Annem şiiri buluyor, ağlıyor ve sarılıyor sımsıkı.

1981 – İlk 10 yılımı bol bol düşerek geçiriyorum. Dizlerimde kabuklar. Yaramazlıktan, aşırı hareketten değil, beceriksizlikten düşüyorum genelde. Özlem de az yara almamış ama onun yaralar hep haylazlıktan, erkek Fatmalıktan. Ben ise hep bir paytak, dengesiz, koşarken ayakları dolaşanlardan. Bu sefer farklı.  Boyut atlıyor, yandaki binanın kömürlüğüne 3 metreden göbekleme çakılıyorum. Tam da piyano hocamın penceresinin önünde. Tam da 8-10 çocuk birlikte oynarken. Bir tek ben düşüyorum. Alnımda portakal büyüklüğünde şişlik, dizlerde kömürler, mahallenin en sevdiğim abileri kollarında taşıyarak kurtarıyorlar beni kömürlükten. Acilen hastaneye gitmemiz lazım. Arka koltukta annemin kucağındayım, annem ağlıyor ve beni durmadan konuşturuyorlar. Geceleri yatağın ucunda babamı görüyorum. O da ağlamaklı. Kafatasımda çatlak var, 1 hafta hastanede yatıyorum. Daha yazın başındayız, koskoca güzelim yaz çöp oldu.

1984 – İzmir’e taşınalı 3 yıl oldu. Okulu, arkadaşlarımı çok seviyorum. Özlem’le yabancı filmlerdeki gibi, çanta taşımadan, kitaplarımızı kucaklayıp göğsümüze sımsıkı bastırarak, otobüsle gidip geliyoruz okula. Büyüdük, ben de genç oldum. Yazları Silivri’ye gidiyoruz. Her yerde pek çok yakın arkadaşlarım oluyor. Bu arkadaşlıklar ömür boyu sürecek. Yaz güzel, ilk çıkma teklifimi alıyorum, çok havalıyım.

1985 – İstanbul’a taşınıyoruz. Şehirden de Okuldan da nefret ediyorum, çünkü İzmir’i özlüyorum. Alışmam, mutlu olmaya başlamam, İstanbul’u keşfedecek duruma gelmem için net 1 sene gerekiyor.

1988 – Üniversite hayatı başlıyor. Artık İstanbul’un tadını iyice alıyorum. Az parayla yapılıp görülebilecek o kadar çok şey var ki. Galerileri geziyor, AKM kapılarında kuyruğa girip her oyuna, her konsere bilet alıyorum. Ortaköy’de sokak kitapçılarına bayılıyorum. Aşık oluyor, sürünüyorum ve istemeden kalp de kırıyorum.

1993 – Amerika’ya gidiyorum. Au pair oldum, ailem çok tatlı, bebek dünya sakini. Çok mutluyum, tek başınayım, hayatı keşfediyorum. Başka bir pencereden bakıyorum. Çok okuyorum. Çok geziyorum.

1995 – Resmi iş hayatım başlıyor (öncesi hep öğrencilikle birlikte gelen fuar ve staj durumları). Yalnız yaşıyorum. Yine aşklar, kalp kırıklıkları. Zamanla düzen kurmaya, yalnızlıktan memnun olmaya başlıyorum, ta ki Kemo 1997 sonunda karşıma çıkana ve beni hiç bırakmadan bugünlere gelene kadar.

1998 – Anneannemi kaybediyorum. Çok ağlıyorum. Kemo ile evlenmeye karar veriyoruz. Çok heyecanlıyız, mutluyuz. Kimseye, hatta gözünü korkutmamak için Kemo’ya bile söylemiyorum ama bir an önce, hızla çocuk istiyorum.

2001 – 2 yıldır evliyim, Dodom doğuyor. Hayatımda o ana dek yaptığım en harika şey. Muhteşem, mükemmel, ben mi yaptım gerçekten? Nasıl da yaptım, yaşasın! Hiç yanından ayrılmak istemiyorum. Zaten sonraki 16 yıl da hemen hiç ayrılmıyorum. Şimdi ilk kez 2 aydır uzağız, geleceğe yatırım ve pratik yapıyoruz.

2003 – HSBC’de çalışıyorum. Evet, bombada oradayım. Depresyona giriyorum. Öyle bir giriyorum ki iş, ev hayat devam etse de iç dünyamda, derinlerde karanlıktan hiç çıkmak istemiyorum. Hem de 2 yıl kadar, belki daha çok. Ne yazık, boşa giden zaman… Kafamda her şey takla atıyor. Sığamıyorum hiçbir yere. Zaten zırlaktım ama o günden sonra gözyaşı hep 3 milim yakın kaldı bana.

2006 – Ben istikrarlı şekilde ne kadar güzel çocuklar yapıyormuşum dedirten, hayatımda harikalığı çifte katlayan, kalbimi büyüten Lulum geliyor dünyaya. Bu kadar sevgi nasıl da çıkıyor, büyüyor içimden? Çok şanslıyım çok!

2012 – Karamel hayatımıza giriyor. Ailemiz büyüyor. Aynı yıl teyze olma hayallerim gerçekleşiyor. Kalbim canım Bal sayesinde daha da büyüyor, sanırım artık torun sahibi olana kadar olabilecek maksimum boyuta ulaşıyor.

2015 – Yonca’yı kaybediyorum… aynı yıl hastalanıyorum.
2017 – 40’lı yaşlarımı çok seviyorum. Hem kendimi iyi tanıyıp hem zamanın değerini daha iyi anladığımı düşünüyorum. Bulunduğum yerden memnunum ve kendimi güçlü de hissediyorum. Hayatı daha dolu, daha gezmeli, öğrenmeli, işe yaramalı ve güzel anılar, kahkahalar yaratarak yaşamaya devam etmek niyetindeyim. Niyetimde ciddiyim. Daha yapacak çok şey var.

Ne zamandır bir türlü yazamıyordum. Deniyor ama, yazmaya her oturuşumda dağılıp kalıyordum. Bu sabah Lulu’yu okula bırakıp yürürken bu çizelge geldi gözümün önüne. Tekrar yazma mutluluğuyla yapıştım ekrana.

Kendime doğum günü hediyesi yaptım. çizelgemin genel çentiklerini düzenledim. Yeni çentikler peşindeyim. Bir Einstein olmayabilirim, henüz ışınlanmayı da bulamadım ama olsun bu da benim güzel yaşlarımın hızlı bir özeti.

İyi ki varım… iyi ki varız… iyi ki varsınız…

Not1: üst fotoğrafı 2009 yılında Dodom yanında Lulum ile çekmişti. O günü, kumsalda yürüşümüzü dün gibi hatırlıyorum. İkisi de minicikti ve üçümüz harika bir gün geçirmiştik.

Not2: bugün SSM’ye Ai Wei Wei sergisine gittik ve ben kendisinin cesaretine ve aklına tekrar aşık oldum. Gidiniz, görünüz, direniniz. Mutlaka!

Çizelge” için 5 yorum

Kendininkini ekle

  1. Ne samimi yazmışsın, zamandaki tüm çentiklerinle..Benden de tüm samimiyetimle iyi ki doğdun! 🙂
    Not: Ai Wei Wei’yi ben de dün minik yeğenimle gezdim. O tankları, helikopterleri bırakmak istemedi, bense daha yeni Çin Edebiyatı’ndan Yu Hua Yaşamak’ı okumuşken kafamdaki imgeleri örtüştürdüm, iyi geldi.

  2. Hadi gel, beklerim. 🙂 Bu ara hayattan koptum, öğleden sonra sürekli oradayım. Pazartesi kapalıyız, onun dışında ne zaman istersen. Sevgiler..

  3. Doğum günün kutlu olsun!
    Iki-üç yıl kadar Kıbrıs Sokağı kesen bir sokakta yaşadım. Çok özel bir evdi benim için. Yıl 1996-1997 filan. Hürriyet gazetesindeydim Cinnah’ta.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: